Yusuf Arslan
7 Haziran 2026
Yaklaşık iki ay önce bir dijital platformda yayınlanan ‘Genç Sherlock’ (Young Sherlock) adlı diziyi izlemeye başladım. Arthur Conan Doyle’un ikonik karakterinin bir parodisi olan bu yapım, Andrew Lane’in ‘Young Sherlock Holmes’ serisinden ilham alınarak hazırlanmış. Dizinin son bölümlerinde, Sherlock’un henüz 19 yaşında, gelecekteki ünlü dedektif olma yolundaki maceralarına odaklanırken, İstanbul’a da yer veriliyordu. Ancak 150 yıl öncesine ait olan bu İstanbul tasviri, maalesef ki otantik ve oryantalist bir çerçevede sunulmuştu. Sultanahmet ve Eminönü hattında çekilen sahneler, fesli ve develi figürlerle doluydu.
Bunun ardından, İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale Yarışması’nın jüri başkanlığını üstlenen David Mackenzie’nin son filmi ‘Fuze’ (Türkiye’de ‘Fünye’ olarak gösterildi) izleyiciyle buluştu. Şaşırtıcı olaylarla dolu olan bu film de, sonlarına doğru İstanbul’da geçen yaklaşık altı dakikalık bir sahneye sahipti. Ana karakterleri, çaldıkları elmasları İstanbul’da gizli yollarla satmaya çalışıyordu. Festival kapsamında gösterilen ve sonrasında sinema salonlarında vizyona giren bu filmdeki İstanbul sahneleri için sosyal medyada ‘sarı filtre’ kullanıldığına dair eleştiriler gündeme geldi. ‘Sarı filtre’, genellikle Güney Amerika, Ortadoğu, Afrika veya Asya gibi geri kalmış bölgelerde geçen bazı Hollywood yapımlarında kullanılan bir renk tekniği olup, bu bölgelerin sosyolojik atmosferine dair izleyicide belirli bir algı oluşturma amacı taşır.
Bu konuyu festival sırasında David Mackenzie’ye sorduğumda, İskoç yönetmen film iç mekanlarının çoğunu Londra’da çektiğini ve İstanbul’a dair kararın çekimden kısa bir süre önce alındığını belirtti. Ayrıca, yoğun çalışma koşulları nedeniyle dış mekan çekimlerini yeterince kontrol edemediklerini ve İstanbul hakkında yanlış bir izlenim oluşturduysa özür diledi.
‘Sarı filtre’ tartışmasına fazla takılmadım. Asıl üzerinde durmak istediğim konu, İstanbul’un yüzyıllardır Batı zihnindeki ‘oryantalist’ gözleminin ve Ortadoğu’nun yansımalarını oluşturduğu kaotik algının sürekliliği. Nitekim, 20 Mayıs’ta Beşiktaş Parkı’nda oynanan Avrupa Ligi finali öncesinde, Aston Villa kulübünün resmi web sitesi oldukça estetik bir klip yayınlamıştı. Ancak bu klipte kullanılan müzik Arap ezgilerini barındırıyordu ve sosyal medyada yine eleştirilere maruz kaldı. Anlaşılan o ki, Batılı bakış açıları, bizi bu kalıplara hapseden bir algıyla görmeye devam ediyor.